
Eski olimpiyat üçüncüsü Halterci Lee Ji Bong istemeye istemeye taşradaki bir kız lisesinde koç olmayı kabul eder ve sonunda, bu rağbet görmeyen sporun zorlu ustalığını bir grup hevesli ama aklı bir karış havada kız öğrenciye öğretmek durumunda kalır.
Büyük umutlarla katıldığı olimpiyatlarda ancak 3. olmayı başaran haltercimiz kalbinde bir sorun olduğunu öğrencinince haltere devam edemez ve kariyerinin zirvesinde denebilecekken birden kendini en dipte bulur. Halteri artık kesinlikle uğraşılmaması gereken bir spor olarak görmeye başlamıştır ancak kendini bir okulda beş kız öğrenciye halter eğitimi verirken bulur.
Olayların bundan sonrasında Koç ve öğrencileri arasındaki yakınlaşmayı, birbirlerine güvenmelerini, dayanışmalarını, canla başla çalışmalarını, fedakarlıklarını, sevgilerini, samimiyetlerini ve aklınıza gelebilecek en güzel duyguları yaşamalarını izliyoruz. Yer yer gülüyor, yer yer duygulanıyoruz. Bazen üzülüyor, bazen kahkaha atıyor, bazen onlara acıyor, bazen de onlara imreniyoruz. Birliğin doğurduğu kuvveti görüyoruz. Birbirine gerçekten inançla ve sevgiyle bağlanan insanların birbirlerinin hayatlarını nasıl değiştirip, güzelleştirebileceğine şahit oluyoruz.


Bu filmi izledikten sonra tam da umutsuz olduğum bir dönemde aylardır uğruna büyük çabalar harcadığım hedefim için yeterince ister ve çabalarsam er ya da geç emeklerimin karşılığını alacağıma olan inancım geri geldi. Siz de bir filmde tüm duyguları bir anda yaşamak istiyorsanız ve biraz olsun umuda ihtiyaç duyuyorsanız ilk işiniz bu filme bir şans vermek olsun bence.
Filmin özeti aslında şu sözlerde gizli:
Herkes birinci olmak için uğraşır. Ama sadece üçüncülüğü kazanmak, hayatının üçüncülük hayatı olacağı anlamına gelmez. Ve birincilik kazanman hayatının birincilik hayatı olacağı anlamına gelmez. Elinden geleni yapıp pes etmezsen hayatının kendisi bir altın madalya olacaktır. İşte bu paha biçilemez!