7 Haziran 2017 Çarşamba

Ortaya Karışık... - Part 1 -

Bir süredir yoğun hayat koşuşturmasından bir şeyler izleme, yorumlama ya da çevirme fırsatını bulmak oldukça zorlaşmıştı. Hazır biraz vakit bulmuşken ve yeni çeviri planları yaparken şöyle son zamanlarda izleyip beğendiğim yapımlarla ilgili kısa kısa değerlendirmeler yapıp yavaştan havaya gireyim dedim.

Chief Kim
Öncelikle söylemeliyim ki Can You Hear My Heart dizisini izlediğimden beri büyük bir Nam Goong Min severim. Sanırım o diziden beridir de neredeyse tüm yapımlarını izledim. Hem kötü, hem iyi hem de komik karakterleri olağanüstü güzel bir şekilde oynayabilen nadir oyunculardan biri. Ayrıca çok güzel ağlıyor be! Chief Kim dizisinde de oldukça eğlenceli bir karaktere hayat vermiş.
Salaryman Cho Han Ji izlemiş ve sevmişseniz Chief Kim de aynı onun tarzında bir dizi. Açıkçası senelerdir böyle bir dizi bekliyordum ve sonunda geldi. Mizahla ciddi olayları karıştırıp izleyiciyi hem güldürüp hem düşündüren bu tarza bayılıyorum. Saçmalıkla kara mizahı ayırmayı başarıp izleyici çeken bu tarz diziler az geliyor maalesef. Gerek Kore'de gerekse ülkemizde oldukça beğeni ve izlenme oranı yakalayan diziyi keyifli ve dolu dolu anlar geçirmek isteyenlere şiddetle tavsiye ederim.

Queen of the Ring
Bu mini mini, bir o kadar tatlı çerezlik diziyle de kafamın yoğun olduğu zamanlarda şöyle hayal dünyasına çıkabileceğim güzel anlar yaşadım. Hem güldüm hem hüzünlendim. Kim Seul Gi çok sevdiğim şirin bir oyuncu. Bu tarz sempatik karaktere de aşırı yakışıyor. Dizi fantastik bir konu üzerine ilerlese de esas anlatılmaya çalışılan dış güzellikten ziyade iç güzelliğin önemli olduğu. Fakat inkar etmemek lazım ki ilk etkileşimde dış güzellik herkes için kriter oluyor...
Her neyse sonuç olarak kendisinin çirkin olduğunu düşünen tüm hemcinslerime ufak bir umut ışığı sunan, ister güzel olalım ister çirkin biz sevmek ve sevilmek istiyoruz mesajını veren hoş bir dizi. Açın bir gecede izleyip bitirip biraz bulutların üstünde dolaşın. Arada böylesi de lazım. 😁

Defendant
İzleyenlerin övdüğü ve Kore'de de yüksek reytingler alan bir dizi olmasının yanında Ji Sung ve Um Ki Joon ikilisinin oynadığı bir intikam dizisini es geçmem mümkün olamazdı. Zaten intikam-dram dedin mi hemen dibinde biterim. 😅
İki erkek oyuncu da rolünü hakkıyla oynamış. Hele de Um Ki Joon yine kendine hayran bırakacak bir ustalıkla canlandırdığı kötü karakteriyle kendisini boğma isteğimi dizi boyunca canlı tuttu ya tebrik ediyorum!
Diziye gelince ilk yarısına kadar her şey oldukça iyi gidiyordu. Konu klasik ama bir şekilde de merak uyandırıcı bir biçimde işleniyordu. Fakat sonrasında, muhtemelen dizinin reytingler yüzünden iki bölüm uzatılmasının da etkisiyle o etki bozulmaya başladı. Bir konu çok kendini tekrar etmeye başladığında ya da yok artık bu kadarına da pes dedirtmeye başladığında bendeki bütün büyüsü gidiyor. Ha oyuncular ve türü sevmem sayesinde yine sıkılmadan izledim ama bittiğinde unutulmazlarımın arasında olamayacağı gün gibi ortadaydı. Muhtemelen oyuncular bu kadar iyi olmasaydı böyle ilgi görmeyecekti. Fakat benim gibi türü sevenler izlesin derim. Bizim için her türlü gideri var.

Voice
OCN kanalının orijinal diziler çıkardığı malumumuz. Hele ki büyük beğeniyle izlediğim TEN'den sonra sıkı takipçisi olmuştum ama sonraki yapımlarında istediğimi çok da bulamamıştım. Sonra dediler ki Jang Hyuk'la geliyor. Konu, tür, Jang Hyuk, OCN... derken merakla beklerken buldum kendimi. Dizinin yayınlanmasının bitmesini bekleyemeden de izlemeye başladım. İlk bölümlerde tam da istediğim gibi bir TEN havası sezip mest oldum. Dizinin ilk yarısı gerçekten çok hoşuma gitti.
Sonrasında ise çıta biraz düştü. Ayrıca kadın oyuncunun ruh gibi sürekli aynı ifadeyle oynaması da sinirimi bozdu.
Bu tarz konuların 10-12 bölümden fazla sürmesi konuyu tekrara düşürdüğü için olsa gerek son bölümler yine bir kopukluk yaşadım. OCN 12-13 bölüm civarında tutuyordu önceden dizilerini ama artık o da bölüm sayısını arttırdı. Sonuçta polisiye, gizem üzerine ilerleyen bir dizi bu ve bölüm sayısı fazlalaştıkça o gizem korunsun diye olaylar yok artık dedirtecek şekilde ilerlemeye başlıyor. Bu nedenle de başlardaki büyü kayboluyor.
Fakat uzun zaman sonra izlediğim en güzel polisiye-gizem tarzı dizisiydi. O nedenle kaçırmayın izleyin derim. Kanalın en yüksek reytingli dizilerinden olduğunu da not düşelim.
Son olarak Jang Hyuk... sen nasıl bir şeysin ya?! 💗💗

My Wife's Having an Affair this Week
Aslında hiç ilgimi çekmeyen bir diziydi ama son zamanlarda artan Lee Sang Yeob sevgim yüzünden baş rolleri de seviyorum diye diziyi izlerken buldum kendimi. Konu olarak benden çok alakasız bir dizi. Fakat nasıl olduysa acayip bir biçimde içine çekti beni. Bölüm sayısını tadında tutmaları, özellikle erkek oyuncuların çok başarılı olması ve konunun işleniş biçimi diziyi ilgiyle izlettirdi bana. Öyle ki uzun zaman sonra sahnelerini atlama isteği hissetmediğim naadir dizilerden oldu.
Dizi sayesinde; davulun sesi uzaktan hoş gelir, bekara karı boşamak kolaydır, milletin derdi bizi gerdi, elin ağzı torba değil ki büzesin ve türevi tüm deyim ve sözlerin tam karşılığına şahit olmuş oluyoruz.
Öte yandan iş, aile ve şehir hayatının yorduğu, yuttuğu ve kendimizi unutturduğu bizi, bize hatırlatan bu nedenle de insanın içine işleyen bir yapım ortaya çıkmış.
Dizinin sonu tartışılır. Hepimize göre etik, cezalandırma, affetme gibi kavramlar farklıdır ve olayları nasıl yorumlarsınız bilmem ama izlerken bir yerlerde kendinizden de bir şeyler bulacağınıza eminim.
Ayrıca diziye başlama sebebim Lee Sang Yeob çok sevimli bir karakteri canlandırıyordu, çok eğlendim kendisini izlerken.
Chicago Typewriter
Yıla damgasını vuran yapım olabilecekken konunun çok yavan işlenişiyle bu fırsatı kaçıran dizimiz... İzleyenlerin büyük kısmının hayran olduğu Kill Me Heal Me dizisinin senaristinin yeni dizisini duyunca hazır olda beklemeye başlamıştık. Fakat... çok sevgili Senaristciğimiz, böyle iyi oyuncular bulmuşsun, orijinal bir konu da var elinde niye bu güzelim konuyu işlerken bizi bu kadar uyuttun sen ya! Ben ki ağır dizileri severim, dünya klasiği okumak gibidir der mest olurum da bu bana bile ağır geldi. Üç ana karakter tamam, gayet iyi. Fakat yan karakterler sönük, etkisiz, vasıfsız. Her gelen sahnelerini sarıp bir an önce geçesim geliyor. Dizinin geçmişte geçen sahneleri gelse de biraz hareketlense diye dört gözle bekledim her bölüm. Koskoca bölüm içerisinde her şey olağan, ağır, yavanın da yavanı giderken son 5 dakika bir aksiyonla merakımız tam canlandı derken bölüm bitiyor.
Bu duyguyu bir de Tomorrow With You dizisini izlerken yaşamıştım.

KMHM gibi hareketli bir diziden sonra bu kadar yavaş ilerleyen bir diziyle karşılaşınca şaşırmış da olabilirim ben gerçi. Bana göre gizem kısmı da yetersiz kalmış ayrıca. Daha ilk 2-3 bölümde her şey anlaşılıyor. Bu nedenle de ne olursa olsun şaşırmıyor insan.
Yoo Ah In'in günümüzdeki halindeki saç modeli ve giyim tarzı ise ilk kez bir erkek oyuncunun dış görünüşü konusunda beni isyan ettirdi sanırım. Geçmişteki hali de olmasa...
Neyse yine de izlenebilir yapımlar arasında. En azından kitap sevginiz artar. Henüz son 3 bölümü izlemedim ama bittiğinde de şu ankinden çok farklı bir düşüncede olacağımı sanmadığım için bu diziyi de yazıma ekleyiverdim.


İlk fırsatta bir de ortaya karışık film değerlendirmeleri yapma niyetindeyim. Bakalım bakalım...😎







1 Kasım 2016 Salı

Film Tavsiye Listesi (Uzak Doğu)

Uzun zamandır izlediğim filmler için bir tavsiye listesi yapmaya niyetlenmiştim ve sonunda icraata geçme fırsatı bulabildim. Daha önce diziler için yaptığım listeye de ek bir liste yapma niyetim var ama ne zamana olur Allah bilir. Öncelikle tavsiyeler tamamen kendi beğenime göredir, zevkler ve renkler misali herkesin farklı düşüncesi olması muhakkak elbette. Filmler için liste çıkarırken oldukça fazla sayıda izlemiş olduğumu şaşkınlıkla fark ettim. Seçim yapıp sayıyı düşürmek ise fazlasıyla zor oldu. Hani ilk beşimi seçmekte zorlanmadım hiç ama sonrasını elemek ve sıraya koymam zor oldu. Listeye bunu da koymazsam olmaz diye diye sayı arttıkça arttı. Sonuç olarak olabilecek en kısa listeyi sizlere sunuyorum.

1. More Than Blue
İzlediğim ilk Kore filmi olması sebebiyle yeri bende ayrıdır elbet ama listemin ilk sırasında olma nedeni tamamen filmin beni derinden etkilemiş olması. 3 kez izledim ve yine yeniden tekrar tekrar izlemek istediğim bir film. İçime dokunan, yüreğimi burkan, sızısı içimde yer eden aşkın en güzel halini anlatan, duyguları en üst düzeyde hissettiren dokunaklı bu film yıllardır 1. sıradaki yerini kaybetmedi.
"Eğer kelimeler gerekseydi dilsizler nasıl sevecekti?"

2. Ode To My Father
Evin direği babalar... Arkamızdaki görünmez, sessiz güç ve dayanak. Yer yer güldüğüm yer yer hüzünlendiğim, hüngür hüngür ağladığım etkisinden çıkamadığım bir diğer duygusal film. Herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film. Gerçek olaydan uyarlama olması da ayrı bir etkilenme sebebidir. 2. sıradaki yerini sağlama almış unutulmaz filmlerden birisi.
"Düşünüyorum da; bu çetrefilli dönemde çocuklarımızın değil de bizim doğduğumuzu bilmek, bütün bu sıkıntıları bizim yaşadığımızı bilmek, insanın içini rahatlatmıyor mu? 
Keşke bunların hiçbiri yaşanmamış olsaydı. Yine de bu zorlukları çocuklarımızın değil de ikimizin çekmesine minnettarım."

3. No Mercy
İntikamın en acımasız şekilde alındığı, insanın tüylerini diken diken eden film. İzleyeli yıllar oldu ama etkisindeyim. Tekrar izlemek istediğim, çok etkilendiğim, kime kızsam bilemediğim, şok edici bir film. Türü seviyorsanız mutlaka izleyin derim. Unutulmaz repliğini yıllardır forumda imza olarak kullanmaktayım.
"Ölmekten daha zor olan ne biliyor musun? Affetmek. Çünkü affetsen bile
acının bıraktığı izler kolay kolay geçmez."

4. Going by the Book
İlk üç filmin aksine 4. sırayı kapan film komedi türündeki namı değer "Kitabına Göre". Başından sonuna kadar ilgiyi canlı tutan, kahkahalar attıran, komedisiyle yaptığı alaylı göndermeleriyle herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film. Hani canınız sıkkınsa ya da arkadaş ortamında izleyecek ve sizi keyiflendirecek bir film arıyorsanız ilk durağınız bu film olsun.
"Sen vuruldun yat yere... Sen bayıldın sesini çıkarma... Siz bağlısınız kıpırdamayın..."

5. Take Off
Sırada bir başarı hikayesi var. Koreliler yaşanmış hikayelerini filmleştirme işini sık sık yapıyor ve bu konuda da olduça başarılar. Take Off da sporda elde edilen bir başarıyı en güzel ve etkileyici şekilde bize sunup hem güldürüyor, hem hüzünlendiriyor hem de o başarı bizimmiş gibi gururlandırıyor. Yine aile ya da arkadaş ortamında toplu halde izlenebilecek güzel filmlerden bir tanesi.
"Uç uçabildiğince..."

6. The World of Silence
Adı üstünde sessizliğin dünyası... Filmin başından sonuna kadar o sessizliğin dünyasında ben de kendimi kaybettim.  Acı dersler veren, yüreğe dokunan, herkesin izlemesi gereken filmlerden. Afişi bile hüzünlendiriyor beni. Çok dokunuyor söyleyeyim...
"Kalbini duyabiliyorum."

7. Daisy
More Than Blue tarzında, dokunaklı, insanın içini burkan bir aşk hikayesi. Oyuncularıyla da etkisi artan bir film. Elbette en vurucu kısmını yine sonlarında barındıran filmlerden. Yüreğinize dokunacaktır.
"Çiçekler aşkı getirebilir fakat aynı şekilde ölümü de."

8. Sunny
Deli dolu, eğlenceli, içinizi ısıtan, gençliğinizi özleten, adı gibi güneşli sıcacık bir film. Herkesin kendinden bir şey bulacağı, izlerken içinin kıpır kıpır olacağı, yer yer hüzünlendirip eski günlerimizi özletse de bittiğinde yüzünüzde tebessüm oluşturacak bir yapım. Açıp filmi izleyin ardından şöyle bir gözlerinizi kapatıp çocukluk ve gençlik dönemlerinizi hatırlamaya çalışın. Varsa resimleriniz, mektuplarınız, sakladığınız anılarınız açıp bir göz atın. Emin olun içinizde buruk ama tatlı bir huzur/mutluluk hissedeceksiniz.
"Hayatım uzun olmadı ama sizin de dediğiniz gibi hayatımın baş kahramanıydım."

9. Memories of Murder
Namı diğer Cinayet Günlüğü... İzlediğimden beri düşündükçe tüylerimin ürperdiği, öfke duyduğum, sinirlerimi bozan bir yapım. Bunun en büyük nedeni de "film canım ne olacak" diyemiyor olmam. Çünkü bu film de gerçek hayattan uyarlama. Fakat yaşanmış olaylardan uyarlama başarı filmlerin aksine dram ve cinayet konuları insanın içine yumruk gibi oturuyor. Yine de yaşattığı etki açısından listemin ilk sıralarındadır kendisi. Türü seven kaçırmasın.
" - Yüzünü gördün mü? Neye benziyordu?
  - Aslında, olağan bir tipti..."

10. Maundy Thursday
Filmde olaylar yalın ve sade bir şekilde sunuluyor. Az ama öz repliklerle, yavaş yavaş perdesi açılan olaylarla bir şekilde merakınız canlı kalıyor hep. Adım adım acı sona ulaşacağınız düşüncesi de bir yandan içinize büyük bir sıkıntı veriyor. Film derinden içinize işliyor, her olayı sindirip duyguları iyice hissetmenizi sağlıyor. Yeri gelince de darbesini bir güzel indirip uzun süre sizi sarsacak kadar yaralıyor.
"Korkuyorum. Şükran günü şarkısı bile işe yaramıyor. Korkuyorum." 

11. Miracle in Cell No.7
Hem güldüren hem de deli gibi ağlatan etkileyici filmlerden biri. Evet senarist izleyiciyi etkileyip kalıcı bir etki bırakmak için elindeki malzemeyi iyi kullanmış, bazısı "ne yaptın sen be kardeş" tepkisi vermiş bile olabilir ama öyle yapmasa da böyle içimiz bir tuhaf olmuyor işte. Neyse mutlaka şans verin.
"Özür dilerim, bir daha yapmayacağım."

12. Silenced
Çok etkileyici, hem de çok... Ancak ne kadar etkileyiciyse o kadar da rahatsız edici. Herkesin kaldıramayacağı bir film. Hatta benim de pek kaldırabildiğim söylenemez. Günlerce etkisinde ruh gibi dolaştım. Yine yaşanmış gerçek olaydan uyarlama bir film. Bu yüzden daha da rahatsız edici, iç sıkıcı, can yakıcı... Fakat izlemek lazım, günümüzde dünyanın her yanında yaşanan lanet olasıca bir gerçek...
"Mücadele etmemizin sebebi dünyayı değiştirmek için değil,
dünyanın bizi değiştirmesine izin vermemek için."

13. Castaway on the Moon
Farklı, doğal, samimi, sevimli, eğlenceli, hüzünlendirici... her şeyi içinde barındıran izlemenin keyif verdiği bir film. Neşeli bir şeyler izlemek, biraz da hayat dersi almak istiyorsanız tavsiyedir. İzlediğinize pişman olmayacaksınız.
"Kimsin?"

14. Sunflower
Bir insan geçmişine sünger çekmek için ne kadar sabredebilir ve insanlar bu sabır taşına dönmüş insanı nasıl çatlatabilir? Bu sorunun cevabını yüreğimiz burkula burkula izliyoruz filmde. Filmin en güzel yanı; abartısız, doğal, yalın ve içten bir anlatım sunmasıydı bize. İzleyin efendim.
"Bir daha asla içki içmeyeceğim. Ne kavga edecek ne ağlayacağım."

15. Time Renegades
Hem oyuncu kadrosuyla hem işlediği konuyla birçok kişinin ilgisini çeken bu filmin anlatımı beklediğimden daha yalın olsa da izleyiciyi kendine çekmeyi de başarıyor. Merak unsurlarını da koruyarak finale kadar gayet güzel ilerliyor. Sonunu da güzel bağladıklarını düşünüyorum.
"Bir dahaki hayatımızda nasıl görünürsen görün, nerede olursan ol, seni bulacağım."

16. A Werewolf Boy
İçimi cız ettiren, yüreğimi burkan, seyir zevki yüksek duygusal bir film. Bittiğinde üzerinizde etkisini bırakacağına eminim. Ağlamaya da hazır olun derim hatta. Gerek Song Joong Ki gerekse Park Bo Yeong role o kadar yakışmışlardı ki film daha etkili bir hale gelmiş bence. Hele bir de John Park'ın seslendiği Childlike şarkısını dinleyin derim.
- Beni mi bekledin?
- Çok... özledim seni.

17. Always
Büyük hayranı olduğum So Ji Sub'un oynadığı duygu yükle güzel mi güzel bir aşk hikayesi. So Ji'ye en yakıştırdığım şey hüzünlü rollerde oynaması. Bir insan ancak bu kadar güzel ağlayabilir. İzleyicinin içine işleye işleye... Bu filmde de fedakar bir aşık rolüyle karışımızda. Han Hyo Jin'le güzel bir ikili olmuşlar. Filmin Sadece Sen diye Türk versiyonu da ülkemizde çekildi ama ben izlemedim tabii.
"Sana söylememiş miydim?
Gözlerim açıldığında ilk görmek istediğim senin yüzündü.
Ama neden sadece kendi yüzümü görmeme izin verdin?"

18. Pained
Acı... Acıyı hissetmeyen biri sayesinde nasıl acıyı bu kadar hissedebiliriz? Ya da acı çektiğimiz için şükreder buluruz kendimizi? Yine duygu yüklü, güzel ve hüzünlü bir aşk hikayesi içeren filmlerden. Kış günü sessiz ve karanlıkta izlerseniz etkisi çok daha fazla olacaktır.
"Ağlama, acımıyor..."

19. The Terror Live
Duygusal ve aşk konulu hüzünlü filmlerden sonra biraz aksiyon ve heyecan arıyorsanız sizi bu filme alalım. Sistem eleştirisi. Hem medyayı hem siyaseti eleştiren, heyecanın dozunun hiç düşmediği, nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlamayacağınız, finaliyle de etkili bir vuruş yapan oldukça kaliteli bir film.
"Bir özür dilemek bu kadar zor muydu?"

20. Perfect Number
Kimisine takıntı gibi gelebilecek ama aslında saf, karşılıksız, fedakarca bir aşk. Tek tatlı sözle mutlu olabilecek, bir gülümsemeyle içi aydınlanacak, kendi halinde dahi bir aşık... Bir gün sevdiği kadın için inanılmaz bir plan yapması gereken bu dahi planında başarılı olabilecek mi izleyip görün derim.
Yer yer ağır ilerlese de bir bütün olarak oldukça etkileyici bir film olduğunu söyleyebilirim.
"Kimsenin çözemeyeceği bir problem yapmak mı yoksa onu çözmek mi?
Hangisi daha zordur?"

Bu ilk 20'den sonrasını sadece liste olarak sunacağım.
İzleyecek bir şeyler ararsanız her birini beğeneceğinize inanıyorum.
21. Masquerade
22. My Paparotti
23. A Moment to Remember
24. Montage
25. The Case of Itaewon Homicide
26. Paradise Murdered
27. Bronze Medalist
28. My Brilliant Life
29. The Divine Move
30. Jeon Woo Chi: The Taoist Wizard
31. Architecture 101
32. The Classic
33. Kundo : Age of the Rampant
34. The Himalayas
35. Killer Toon

Bunlar Kore yapımlarından verebileceğim örnekler. Bunlara ek birkaç tane de diğer Uzakdoğu ülke filmlerinden ekleyeyim ufak bir liste halinde.

1. Rurouni Kenshin (1-2-3)
2. Bu neng shuo de. mi mi / Secret
3. Yôgisha X no kenshin / Suspect X
4. Taare Zameen Par / Every Child Is Special
5. Fung wan: Hung ba tin ha / The Storm Riders
6. Hear Me / Ting Shuo 
7. Ru guo · Ai / Perhaps Love 
8. Khid thueng withaya / Teacher's Diary
9. So Young / Zhi wo men zhong jiang shi qu de qing chun
10. Gôruden suranbâ / Golden Slumber
11. Love Letter
12. Our Times

9 Temmuz 2016 Cumartesi

"Uncontrollably Fond / Körkütük Aşk" İlk İzlenimler

İlk iki bölümü izlemişken ben de yorumumu ekleyeyim dedim.
Öncelikle diziye olan ilgim ne Woo Bin ne de Suzy. İkisini de ne severim ne sevmem. Keza ikinci roldekiler de öyle. Tek hayranı olduğum şey SENARİST. Ben bu senaristin acıyı, sevgiyi, duyguları yansıtışını seviyorum arkadaş. Dramın dibine vursa da, sürekli şu ölümcül hastalık klişesini kullansa da, mutsuz son yapsa da seviyorum... Kaç senarist duyguları bu kadar güzel hissettirebiliyor ki... Kaç senarist içimize tabii caizse öküz oturtabiliyor ki...
Karı, kışı, yağmuru, soğuğu da benim gibi çok seviyor belli. Zaten duygu yoğunluğu oluşturmak adına karlı ortamlar birebir. Şahsen ben hemen tav oluyorum öyle ortamlara.
Her izlediğim dizisinde beni derinden etkiledi, duygulandırdı senarist.
Bu dizisine gelecek olursak; daha önceki yapımlarının çizgisinin dışına çıkmamış senarist.
Hepsinden bir parça almış. Ölümcül hastalık, çocuğunun varlığından habersiz bir ebeveyn, muhtemelen aynı kıza aşık olacak abi-kardeş, haksızlığa uğrayıp ölen bir aile üyesi, birbirleri için birçok fedakarlık yapacak sürekli acı çeken bir çift... Hepsi bilindik, hepsi tanıdık ama bundan şikayetçi miyim tabii ki hayır.
Zaten senaristin "neyi" değil "nasıl" anlattığına bakıyorum ben, onun sevdiğim yanı bu.
İlk iki bölümden hemen tanıdım, hemen hissettim o özlediğim duyguyu.
İçim gitti yine, ortada henüz belli bir şey yokken bile beni çeken, etkileyen bir şeyler var. O havayı şimdiden oluşturmuş bence.

Oyunculara gelince, hiçbiri benim "iyi oyuncu" kategorime girmiyor. Fakat idare ederler işte. Woo Bin daha iyi durumda hiç kuşkusuz ama Suzy de öyle yerden yere vurulacak bir durumda değil. Az çok nasıl olacağını tahmin etmiştim, fazla bir beklentim yoktu o da beklentimin ne altında ne üstünde. Çok bağırıp çağırmaz ve sarhoş rolü yapmazsa daha iyi olacak bence. Lise yıllarındaki hali iyiydi misal. Woo Bin'in de acı dolu bakışını sevdim, onun dışında çok kaba geliyor bana hâlâ.
Dediğim gibi idare ediyorlar, seyir zevkimi bozmuyorlar yani. O yüzden çok şikayetçi olmayacağım bu konuda. Genç oyuncular arasında yetenekli olan fazla yok zaten, kötünün iyisi diyerek kabullendim bunları.

Senarist daha önceki yapımlarında yaptığı gibi konuyu erkek karakter üzerinden daha çok sunuyor bize. Onun bakış açısı, onun duyguları, onun iç sesleriyle...
Kızın hikayesini daha yüzeysel ve hızlı geçiyor. Gerek Misa, gerek A Love to Kill, gerek Nice Guy hatta Wonderful Days bile yine bu şekilde ilerliyordu. Açıkçası bi bayan olarak erkek gözünden işlenmesi hoşuma gidiyor benim de. Hele iç sesler en sevdiğim anlatım şeklidir.

Senaristin diğer yapımlarındaki gibi bu dizide de; müzikleriyle, mekan seçimiyle, durgun ve sakin havasıyla, senaryonun işlenişiyle, yaşattığı duygu yoğunluğuyla aradığım şeyi bulacakmışım gibi geliyor bana. Umarım ilerleyen bölümlerde bu düşüncemde haklı çıkarım. Zira dizi şu anda "Sadede geleceğim, az sabredin." der gibi... Ben de sabredip bekleyeceğim.

Unutmadan ekleyeyim senaristin replik seçimleri, cümleleri çok hoş oluyor gerçekten. Misa'daki unutulmaz replikler en büyük kanıtı bunun. Nice Guy çevirirken de bayılmıştım cümlelerine.
Bu dizide de bizi etkileyecek sözler kullanacaktır eminim. Nitekim iki bölüm sonundaki beni büyüleyen o karlı sahnede ilk dokunaklı replik geldi...
"Bu kızın Eul olması imkansız.
Eul olamaz.
Kesinlikle benim Eul'um değil."


The Wailing / Goksung (2016)

Malumunuz Güney Kore sinemasından sık sık sağlam yapımlar çıkıyor. Fakat bir süredir ses getiren pek filme rastlamak mümkün olmadı. En azından kendi adıma "Ode to My Father" sonrası gerçekten etkileyici bir filme rastlamadım. Fakat sonunda The Wailing ile bu zinciri kırıp bir "Vay be!" diyebildik.

Öncelikle türü sevmek lazım, yoksa film ne kadar iyi olursa olsun beğeni listenizin altında kalması kaçınılmaz olacaktır. Benim gibi gizem - gerilim türüne bayılıyor ve biraz da araya serpiştirilmiş korku ilginizi çekiyorsa sizi bu tarafa alalım. Zira film tam bizler için çekilmiş.
Daha önce "Yellow Sea" ve "The Chaser" filmleriyle büyük beğeni toplayan yönetmen ve senarist Na Hong Jin'in uzun zamandır beklenen yeni yapımı olan The Walling, izleyici yorumlarından gördüğüm kadarıyla bekleyenleri fazlasıyla memnun etmiş. Ben de o memnun kalan izleyicilerden biriyim haliyle.

Aslında filmin başları ağır bir şekilde neyin ne olduğunu anlamaya çalışmamızla ilerliyor. Buna rağmen ilgiyi hep canlı tutuyor. Sonrasında oldukça hareketleniyor ve merak unsuru iyice artıyor.
İzlerken fazlasıyla gerildiğim, ürktüğüm yerler oldu. Soluksuz kalıp şimdi ne olacak diye beklerken kurduğum tüm tahminlerde sürekli bir tereddüt yaşadım. Finalini ise tahmin ettim desem değil, etmedim desem hiç değil. Böyle ilginç bir ruh haline soktu beni işte. 

Fimin konusuna da bakalım;
Güney Kore'de sakinleri birbirini çok iyi tanıyan bir dağ kasabasında hayat her zamanki gibi devam ederken kasabaya zekâsı ve kibar tavırlarıyla dikkat çeken ancak tek başına olmaktan hoşlanan bir adam taşınır.
Kasabaya gelişinden kısa süre sonra gizemli bir hastalık yayılmaya başlar.
Kasaba sakinleri hastalığın sorumlusu olarak yabancıdan kuşkulansalar da polis yabani mantar yüzünden zehirlendiklerini düşünmektedir.
Soruşturmanın başında yer alan polis memuru Jong-goo yabancı hakkında bilgi veren Moo-myung isimli gizemli bir kadınla tanışır. Akabinde Jong-goo'nun kızı da aynı belirtilerle hastalanır. 
Umutsuzca kızını hastalıktan kurtarması için şaman Il-gwan'a emanet eden Jong- goo'nun gizemli olayı çözmekten başka çaresi kalmamıştır. (Konu alıntıdır)

Filmin süresi biraz uzun tutulmuş ama izlerken bu sizi rahatsız etmiyor. Gerek senaryosu, gerek işleniş ve kurgusu, gerekse de oyuncuları size etkileyici bir seyir zevki sunuyor. Kaçırmayın derim.

Fragman:

19 Nisan 2016 Salı

Ru guo · Ai // Perhaps Love (2005)

Şöyle güzelinden aşk konulu bir film ararken yolum nasıl olduysa bu filme düştü.
Günlük hayatta müziğe çok düşkün olmasam da izlediğim yapımlarda bol müzik olması, müzik konusunun işlenmesi hep hoşuma giderdi. Bu filmin de müzikal olduğunu ve güzel bir aşk hikayesini anlattığı yorumlarını görünce hemen izleme listemin başlarına çektim.

Sanırım gerçek anlamda izlediğim ilk müzikal film bu oldu. İlginç ama hoş bir deneyim oldu benim için. Fazla şarkı dinlemeyen, dinlediklerini de şarkı sözlerinin anlamına göre seçen biri olarak; olayların ve duyguların şarkılarla anlatılması, şarkılar aracılığıyla hissettirilmeye çalışılması çok hoşuma gitti benim. Danslar, kıyafetler, efektler, ortam sarıp sarmaladı beni. Filmin kış ortamında geçiyor olması ise benim gibi kar ve kış aşığı biri için artı bir özellikti. Zaman zaman ağırlaşan hikaye akışına rağmen filmden hiç kopmadım. Filmde aynı hikayeye iki kez ama farklı bir şekilde bakıyoruz aslında. Birinde geçmişte yaşanmış ve yarım kalmış bir aşkı izlerken, diğerinde geçmişte kalan o aşkın kahramanlarının 10 yıl sonra tekrar karşılaşıp bir filmde birlikte rol almasıyla yeniden alevlenen aşklarını izliyoruz. Kısacası film içinde bir film daha var.
Geçmişteki anılarla, çekilen filmdeki sahnelerin birbiriyle iç içe girerek işlenmesi yer yer kafamızı karıştırır gibi oluyor. Fakat bu bağı çözebilmek adına daha dikkatlice filme odaklanıyoruz. Ayrıca geçmişle şimdiki zaman arasındaki o gidiş-geliş sayesinde karakterleri tanıyıp iç dünyalarına inebiliyoruz. Bir filmde aradığım en önemli nokta da duyguları hissedebilmek olduğundan bu durum beni oldukça memnun etti.
Oyuncular arasında çok sevdiğim oyunculardan biri olan Ji Jin Hee'nin olduğunu fark etmemiştim. İlk sahnede onu görmek hoş bir sürpriz oldu benim için. Az ama öz rolüyle yakışmıştı filme.
Çin ve Hong Kong yapımlarına uzak olduğum için diğer oyuncuları ilk kez izlemiş oldum ama hepsini de beğendim. Özellikle de esas oğlan rolündeki Takeshi Kaneshiro'ya hayran kalmamak elde değildi.
Filmin finali beklenmedik oldu benim için. Farklı bekledim ama buruk bir final oldu... Düşündükçe ise olabilecek en mantıklı sondu belki de dedirtti. Film bütünüyle etkileyici bir etki bıraktı bende. Şarkı sözleri çok hoş ve anlamlıydı. Tekrar o şarkı ve dans sahnelerini izleme isteği duyuyorum. Belki vakit bulduğum bir zaman ikinci postayı yaparım.

Filmin verdiği mesaj ise acı ama gerçekti. İnsanoğlunun acı gerçeği...
Filmin sonunda buruk bir şekilde aldığımız o mesaj filme başlarken de şu anlamlı repliklerle veriliyor bize:

"Hayat bir film gibidir.
Herkes kendi filminde başrol oynar.
Bazıları, başkasının filminde onunla baş rolü paylaştığını zanneder.
Ama gerçekte, sadece bir yardımcı oyuncudur.
Belki de sadece küçük bir rolü vardır.
Veya daha kötüsü, oynadığı sahneler çıkartılmış olabilir.
Bunu sadece o bilmiyordur."
Fragman

14 Nisan 2016 Perşembe

Signal // Sinyal (2016)

VAY BE!!!!
Evet, kocaman bir "vay be" ile başlamak yaraşır bu diziye. tvN kanalının son zamanlarda çıkardığı başarılı ve orijinal dizilerden sık sık bahseder eder olduk malum. Reply serisi, Misaeng, Twenty Again dizileri ise benim başlıca sevdiklerimden. İşte bunları bile solda sıfırda bırakan son dizi Signal oldu. Zaten aldığı reyting, yorumlar ve 2. sezonu dile getirtecek kadar kendinden söz ettirmesi de böyle düşünen tek kişinin ben olmadığımı kanıtlar nitelikte.
Öncelikle dizi hem konusu, hem türü, hem de oyuncuları bakımından tam benlikti. Diziyi, daha önce Memories of Murder filmi ve yine bir tvN dizisi olan Gap Dong'u izlemiş biri olarak bu yapımlarda da işlenen Kore'de gerçekten yaşanmış ve faili meçhul olarak kalan gerçek bir seri cinayet davasının bu dizide de işleneceğini öğrendiğimde daha yayınlanmaya başlamadan izleme listeme almıştım zaten.
Signal, geçmiş ile günümüz arasında iki dedektifin bir telsiz aracılığıyla birbirine gönderdikleri sinyallerle faili meçhul kalmış davaların çözümü için uğraşmalarını konu ediniyor. Tabii ki olay bununla sınırlı değil. Kahramanlarımız bu davaların peşinde koşarken olaylar arasındaki bağlantıları, birbirleriyle bilmedikleri kader ortaklıklarını, farkında olarak ya da olmayarak karşılıklı olarak hayatlarına nasıl etki ettiklerini de izliyoruz.
Hemen hemen her olayın bağlantılı olması, yıllar arasındaki geçişin ayrıntıların atlanmadan başarılı bir şekilde sunuluyor olması ve oyuncuların başarılı performansı diziyi ilk bölümden son bölüme kadar bir saniye bile göz kırpmadan izlememizi sağlıyor. Film tadındaki bölümleri izlemeye başlamanızla bitirmeniz bir oluyor adeta.
Dizide geçiş bölümü dedirtecek bir bölüm bile yok. Senarist ana konuya gelişi yavaş yavaş ama özenle işlemiş. Her olayı, merakı ve heyecanı kaybettirmeden mantığımıza oturtabilir bir şekilde sonlandırıp aklımızdaki soruların cevabını vermeyi başarmış. Alkışın büyüğünü hak ettiğine şüphe yok.
Böyle ağır konulu dizileri bu kadar akıcı şekilde, izleyici hikayeden koparmayıp sıkmadan ve anlaşılabilir şekilde işlemek zordur. Bunu başaran kurgu da azdır gerçekten. Bu da benim gibi türü sevenler için sıkıntı olmasa da türe ilgi duymayanları birçok güzel diziden uzak kalmasına neden olmuştur. Fakat Signal herkese hitap edecek, bir şekilde kendine çekecektir diye tahmin ediyorum.

 Dizideki üç ana karakterin de çok başarılı yansıtıldığını, duygu aktarımlarının kusursuzca yapıldığını düşünüyorum. Geçmişle günümüz arasındaki o geçişler oyuncuların da katkısıyla oldukça etkili bir şekilde sunulmuş. Hele ki diziyi izleyenlerin favorisi haline gelen "Lee Jae Han" karakterine bir vurgu yapmazsam ayıp olur zaten. Kendisini daha önce birçok yapımda izlemiş ve çok beğenmiş olduğum, hatta Tree With Deep Roots dizisindeki Moo Hyul karakteriyle aklımda kalıcı olarak yer etmiş olan Jo Jin Woong bu dizideki Lee Jae Han karakteriyle kariyerinin zirvesine ulaştı bence. Sanki oyuncu değil de gerçekten o kişiydi. Öyle doğal, öyle içten, öyle gerçekçi... Ağlaması, gözlerinin dolması, öfkelenmesi, üzülmesi, adaletsizliğe karşı duruşu... Gerçekten böyle insanlara hasret olduğumuzdan mıdır bilemem ama herkesin hayranlık duyduğu, bir noktadan sonra diziyi en çok da onun için izlediği bir karakter oldu.

Yine çok sevdiğim ve başarılı bulduğum genç yeteneklerden Lee Je Hoon da canlandırdığı Park Hae Young karakterinin hakkını vermişti dizide. Kafasının karışıklığı, hataların düzeltilmesi için elinden geleni yapması, abisinin davasında gerçek suçluyu bulma çabası, ağlaması, üzülmesi, Lee Jae Han'ı kurtarma uğraşları... her birini yaparken olayları gerçekten yaşamış gibi inandırıcıydı.
Kim Hye Soo'yu ise ilk bölümlerde biraz yadırgasam da sonraları ona da ısındım ve çok beğendim. Özellikle geçmişteki sahneleri çok hoşuma gitti. Son bölümlere doğru ise o da etkileyici bir performans ortaya koydu.
Üç oyuncunun da karakterine bürünüp, olabilecek en samimi şekilde karakterleri bize sunduğu fikrindeyim ben. Senarist kadar bu üçlü de kocaman bir alkışı hak etti.
Diziyle ilgili tek olumsuz eleştirim faili meçhul davalar ekibindeki diğer iki dedektifin biraz geri planda kalmış olması olur. Onları biraz daha olayların içinde görmek isterdim, çok etkisiz kalmışlar.
Finale gelirsek... finale tam final diyemiyorum aslında. Finali izlemeden önce 2. sezon söylentilerini okuduğumdan mı, son bölümün gerçekten ikinci sezon olacakmış gibi bitirilmesinden mi yoksa diziyi çok sevdiğim ve hiç bitmesin diye düşündüğümden mi bilmem ama hâlâ izlediğim son bölümün final bölümü olduğunu kabullenemedim. Sanki yarın yeni bölüm gelecek ben de açıp izleyecekmiş havasındayım.
Evet finalde olaylar güzel toparlandı, bağlantılar güzel kuruldu, aklımızdaki birçok soru cevabını buldu ama hani bir de 2. sezona açık kapı bıraktı ya ben de aynen öyle açık bıraktım bu dizinin son bölümünü. Her an devamı gelecekmiş gibi...
E tabii ki her güzel şeyin sonu olduğu gibi bu diziye de şimdilik son vermiş olduk. Tadı hâlâ damağımda, düşünceleri aklımda, oyuncuların halleri gözlerimde kalmış durumda. Şimdiden özledim diziyi. yerine izleyecek aynı etkiyi yapacak yeni bir dizi bulmak zor olacak. Çaresizce 2. sezon çıksın diye beklemekten başka elden bir şey gelmiyor. Neyse ki oyuncular da senarist de 2. sezon için olumlu sinyaller verdi bize.
Sonuç olarak izlemeyi düşünüyorsanız vakit kaybetmeyin. Düşünmüyorsanız da an itibariyle düşünmeye başlayın derim. Şiddetle tavsiye ettiğim, izlemezseniz yazık olur dediğim nadir yapımlardan oldu.
Dizinin müzikleri de çok hoştu. Fragman niyetine en sevdiğim ost eşliğinde bir video ekleyip, gidip biraz daha dizinin bitmesinin yasını tutayım ben...